23 Nisan 2010 Cuma

Karıncalar ve Sanat

Ay sonuna doğru, nihayet nisan ayı ile alakalı, bloğuma yazmaya başladım. Aslında çok önceden ne yazacağımı kafamda belirlemekle birlikte tembellik ve üşengeçliğin bir sonucu olarak bunu da bayağı bir erteledik… Fena da olmadı, yazacaklarımızın dışında bir şeyler de eklemiş olduk.

Demeter’in Persophene’ye kavuşmasından mütevellit baharın gelmesiyle birlikte, kör olmayan ve biraz gözlem yapabilen her insanın fark edebileceği üzere; doğa tekrar uyanmaya başladı. Ağaçlar çiçek açmaya, leylekler ve kırlangıçlar tepelerimizde uçmaya başladı. Tamam, itiraf ediyorum henüz İstanbul’da leylek, kırlangıç vs. henüz görmedim ama her bahar olan ve olacak şeyler yüzünden birbirimizi kırmaya gerek yok değil mi! Bu sene ben de baharı ev içinde erken hissetmeye başladım. Evim henüz adam akıllı ısınmadı; ancak bir anda nerden çıktığını bilmediğim bir karınca kolonisi ile yaşamaya başladım. Eksik olmasınlar, mutfakta, salonda, tuvalette nerdeyse her yerdeler ve beni yalnız bırakmıyorlar. Kahve içiyoruz, yemek yiyoruz… Yeri geliyor onlar beni, yeri geliyor ben onları görmezden geliyorum… Güzel komün bir hayat yaşıyoruz…

Bundan birkaç hafta sevdiğim bir arkadaşımın ricası ile küçük, seyircisi az olan bir tiyatro grubu için küçük bir etkinlik yaptık. Biz bile günlük hayatta sevdiklerimizden yaptıklarımızla alakalı güzel şeyler duyduğumuzda seviniyorsak, sahne performansları sergileyenler için seyirci alkışının ne kadar motive edici ve itici bir güç olabileceğini tahmin etmek zor değil. Tabii ki bizim içinde ne olursa olsun sanatçıyı alkışlamak çok zor değil; lakin burada ince bir ayrım, her zaman sorulan klişe bir soru ortaya çıkıyor: Sanat kimin içindir? Yaştan ötürü müdür yoksa anlamadığım şeyler ile alakalı bilinçaltımda başka bir şeyler mi vardır bunun izahatını tam olarak size verememekle birlikte; sanatın halk için olduğunun artık ateşli bir savunucusuyum. Ayrıca bir tiyatro oyununa, bu camiadan olan biriyle de gitmeyeceğim konusunda kendime de söz veriyorum. Oyunu seyrederken ben acıdan ciddi anlamda kıvrım kıvrım kıvrılırken yanımda tiyatro eğitimi alan arkadaşımın oyunu gülerek seyretmesi inanın çok boktan bir duygu. Siz bir şeyler yakalamaya çalışırken, çevrenizde bu camiadan olan insanların kahkahalar atmasının ise gerçekten tarifi yok!

İsim, cisim, detay vererek insanları rencide etmek, kötülemek gibi bir amacım olmadığını eminim sezmişsinizdir. Neticede sanat dediğimiz şey de göreceli bir şeydir kabul ediyorum; lakin genel birtakım doğrularında olduğunu düşünmeden edemiyorum. Bu konuyla alakalı olarak en son şunu diyebilirim “Sanatsal Ürünler” geniş kitlelere ulaşabildiği, onlara bir şey katabildiği sürece değerlidir!

Evet fark ettiğiniz gibi oyundan hiçbir şey anlamadım...

Herkese Sevgiler…

Mayıs’ta tekrar görüşmek üzere…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder