19 Kasım 2011 Cumartesi

Yatmadan Önce Durum Karalamacası

… yanında olmasa da odanın loş ışığına sığınarak, birasından bir yudum aldı, koltuğa oturdu, yorgunluğuna rağmen yüzüne bir tebessüm yerleşti... Tebessüm bir takım düşünceleri, o birtakım düşünceler ise son bir haftadır yaptıklarını hatırlamasını sağladı. Aslında bu kadar çok yapılan işin birkaç saniye içerisinde gözünün önünden geçmesi onu hem şaşırttı hem de korkuttu. Zaman aslında bu kadar çabuk geçmemeli dedi kendi kendine. Ama sızlanmak yersizdi... Çünkü zaman kimsenin dostu değildi ve kimseye vefa göstermek zorunda da değildi... Ona da bugüne kadar hiç göstermedi ve göstermeyecekti de...

Üzerini çıkarırken dolabın aynasında kendine baktı. Saçları dağınık duruyordu. Eliyle bir iki hamle yaparak saçlarını düzeltmeye çalıştıysa da çok da uğraşmadı. Nede olsa gece olmuştu ve biraz sonra uyuyacaktı. Eskiden olsa nasıl uğraşırdım diye de aklından geçirmedi değil. Uykuluydu. Kelimelerin bu kadar geç dökülmesine de sinirlenip birkaç okkalı küfür sallasa da fazla uzatmadı ve birazda meraktan dolayı yazmaya devam etti. Kim bilir kaç kere zamansız gelen ilham perisine söylenerek yazmayı bırakıp uyumuştu sayısını oda bilmiyordu. Bu sefer pes etmeyecekti ve yazdıklarına sabahleyin bakacaktı. Böylelikle gecenin bir yarısı gelen ilhamların gerçekliğini görme şansı olacaktı.

Gecenin sessizliğini seviyordu. Çünkü o var olan sessizlik bir yerde kendi iç sesini daha rahat duymasını sağlıyordu. Sırf bu sebepten ötürü gece geç saatlere kadar ayakta kaldığında genelde hiç müzik açmıyordu. Açtığında ise kendisini yormayacak şeyler dinlemeyi tercih ediyordu. Yalnızlıktan sıkıldığı zamanlarda ise; çok az kullandığı televizyonunun herhangi bir kanalını açıyor ve evde ses olmasını sağlayarak kendince geçici çözümler bulmaya çalışıyordu.

Bir şeyler yazıyordu ama gözleri de yanmaya yavaş yavaş başlamıştı. Yarın için kısa bir süre olsa da çalışacağını hatırladı yine içinden bir iki küfür etti. Tembellik ederek bu kadar yazmanın kendi için yeterli olduğunu ve aklına daha bir şeyler gelirse yarın ekleyebileceğini düşünerek, yazdıklarına son vermeyi uygun gördü…

26 Eylül 2011 Pazartesi

Yalnızlık, Yaratıcılık...

Eylül’ün devrilmesine birkaç gün kala, İstanbul’da sonbaharın etkisini iyice hissettirmeye başladı şu sıralar. Uzun bir süre sonra bu sabah arabada işe giderken üşüdüğümü fark etmekle birlikte akşam yine bir ay önce pencereleri açık, vantilatörlü oturduğum salonumda tüm pencerelerim kapalı olmasına rağmen şort ve tişört ile oturan bu satırların sahibi üşüme sınırında gidip geliyor.
Uzun zamandır tekrardan yazmak istiyordum aslında… Kaç kere denemeye çalıştım, yarıda bıraktım. Bir şeyler illaki engel oldu. Ev tadilatı, abimin evliliği, yurt dışından gelen misafirler, iş yoğunluğu vs.ler derken sanırım algım şaştı ve zaman kavramımı yitirdim. İnanır mısınız Eylül ayının içerisinde olduğumuz bu zamanda geriye doğru baktığımda, geride bıraktığım zaman için aslında tonlarca şey söyleyebilecek olmama rağmen, zamanın nasıl geçtiği, hatta bu aya ne zaman geldiğimiz konusunda da söyleyeceklerim birkaç satırdan fazlası değil. Zamanın bu kadar çabuk geçmesi insana oldukça korkutucu geliyor düşününce… Farkına varmadan yitip gitmesi… Gün içerisinde, iş ve ev arasında gidip gelen çizgide bunun farkına pek varmıyor insan; ancak eve gelip ayaklarınızı uzattığınız yalnız kaldığınızda bir şeylerin değerini daha iyi anlıyorsunuz. Yalnızlığın zamanı az da olsa durduğunu fark ediyorsunuz.
Çevremdeki çoğu insanı korkutan yalnızlık, zamanı durdurmanın dışında neden bana bu kadar huzur verir diye düşündüğümde sanırım şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki(her ne kadar bende bazı şeyler de yalnız olmak istemesem de) bugüne kadar yaptığım en iyi şeyleri aslında yalnız olarak yapmamdır. Çektiğim en güzel fotoğraflar, üniversitede hazırladığım tezler, yaptığım güzel yemekler, aklıma şu an gelmeyen ve üstesinden geldiğim pek çok şey… Bu yazıyı okuyan herkesin de üç aşağı bir yukarı aynı hislere sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız olmak istememize rağmen; aslında en başarılı ve yaratıcı olduğumuz zamanlar genel de yalnız kaldığımız zamanlar… Tabi bunu istisna olduğu durumlar kendim için de yok değil aslında! Tam olarak kanıtlama fırsatım olmasa da! Özellikle alkol aldığım zamanlar da çakır keyif olduğum için; çok yorgun olduğum zamanlar da kıçımı kaldırıp not edemediğim için nerden geldiğini bilmediğim ama son derece yaratıcı olduğunu düşündüğüm fikirlerimi sabah uyandığımda tamamen unutuyorum(Bunun da herkesin başına geldiğini düşünüyorum : ) ). Otuz yaşıma kadar buna bir çözüm bulamamakla birlikte bu konuda yardımı olabilecek herkesin yardımlarını bekliyorum.

Teşekkürler...
Anıl