9 Ağustos 2014 Cumartesi

Alma Mazlumun Ahını...


“Gecenin on birinde uykusuz gözler, üç gündür iş seyahatinde olmanın verdiği yorgunluk ve salondaki diğer yüz küsur kişi ile birlikte rötar yapan uçak için derin derin küfürler ediyordu.  Karma ya da benzeri bir şey olup olmadığını her zaman sorgulamıştı. Çevresinde buna inanan insanlar vardı, o hiçbir zaman inanmamıştı ama inananlara da neden inanıyorsun diye hiç sormamıştı. Nihayetinde insanların şu kısacık hayatlarında inanmak istediği, anlam vermek istediği bir şeyler vardı.  Mutluluğu neyle yakalıyorsa insanlar ona inanmalıydı. İster biraya, ister bir dine, ister karmaya...”  

Sevgili okuyucu dediğimiz gibi karma vb. bu tarz şeylere çok inanmayan bir insan olarak,  yine de insanın hayatında yaptığı iyiliklerin ya da kötülüklerin illaki bir gün kendisine dönüş yapacağına inanan bir düşünce yapısına sahibimdir. Uçak rötarının vesile olduğu bu yazıya başlamadan yarım saat evvel,  üç günlük iş gezim nihayet sona ermiş ve bildiğim tüm dinlerde günah olan kibir’in üzerimde oynayacağı oyunlardan bihaber bir şekilde Gaziantep havalimanına gelmiştim. Biraz yorgunluktan biraz da gereksiz bir şekilde uçağa geç kalacağım evhamından, araç kiralama firması personellerine ergen insan tribi atmıştım (Lütfen hemen ayıplamayalım sevgili okuyucu, nihayetinde bizde etten kemikten bir insanız, tanrısal güçlerimiz, sabrımız bulunmuyor. Hem zaten insanı olgunlaştıran yaptığı hatalardan çıkardığı dersler değil midir? ). Sizde var mıdır bilmiyorum ama enteresan bir şekilde yaşamım boyunca ne zaman hata yaptığımı hissetsem bu durum hayatıma hemen olumsuz olarak yansımaktadır.  Yediğim bu bokun bana geri dönmesi, her zamanki gibi çok uzun sürmedi ve nerdeyse koşa koşa girdiğim hava alanında uçağımın bir saatten fazla rötar yapacağını öğrenerek kıçımın üzerine bir güzel oturdum.

Sayın okur durumu mantık süzgecinden geçirdiğinizde İstanbul’da kaç gündür yağmur, fırtına, hortum ve bilmem ne olmasının uçuşları etkileyebileceğini düşünüyorsunuz. Yine de hava alanında benimle birlikte uçak bekleyenlerin basit bir trip atma ve kibir gösterisi yüzünden uçağa binemediğini düşünmek enteresan bir suçluluk duygusu hissetmesine sebep oluyor. Tamam, şimdi dünya tarihindeki bazı kişiliklerin insanların kaderleriyle nasıl oynadıklarını hepimiz biliyoruz. Hatta günümüzde, ülkemizde ve dünyada bazı insanların toplumların nasıl kaderleriyle oynadıklarını da hepimiz görüyoruz. Öyleyse basit insansı bir tavır ile ortaya çıkan kötü enerjimin,  toplum üzerinde olumsuz bir etki yaratabilme ihtimalini niye göz ardı edelim ki!  Aslında edelim ya da etmeyelim yine de bu durum aramızda küçük bir sır olarak kalsın e mi? Araç kiralama personeline yaptığım şeyden sonra uçağın kalkış saatinde rötar oluyorsa, bu kadar insanın ahını aldığım için ölene kadar iki yakam bir araya gelmeyebilir… 

Kıssadan hisse: Sevgili okuyucu siz siz olun kibrininize, hırslarınıza yenik düşüp masum insanların ahını almayın. Ne kadar sürede olur bilmiyorum; ama illaki bu durum bir yerde sizin aleyhinize sonuçlanıyor… 

Ben ettim, siz etmeyin… 

Hürmetler…

1 Ağustos 2014 Cuma

Tecrübe ve Bayram Tatili..



Bayram tatilinin son günü annesinin yemek yapmak için kavurduğu soğanın sesinin verdiği ilham ile birlikte bir şeyler yazmaya başladı. Yarım saat önce abisinin verdiği ıvır zıvır siparişleri dışarıdan almak için çıkmış, kendi evinin alış verişini de bu vesileyle tamamlamıştı.  Sevgili okur “İstanbul’a nazaran burada sebze meyve daha taze, zeytinyağı ise şahane, o yüzden… “ diye devam etmeyeceğim. Korkmayın! Maksadımız iyi aile bireyi olmanın ne kadar zor olduğunu dile getirmek ve kendiniz için yapmayacağınız şeyleri sevdikleriniz için zorlanmadan yaptığınızı bu öğretici hayat dersleri içeren yazıda belirtmektir.  

Geçen hafta cumartesi günü gelmiş olduğum Akçay’daki molam bugün sona eriyor. Öğleden sonra iş ile ilgili birkaç yapmam gereken şeyin ardından tekrardan yola çıkacağım. Arabamın klimasının bozulmasının yanına bir de bugün sıcaklık rekoru kırılacağının söylenmesi kafamızda yolculuğumuz ile ilgili bir takım soru işaretleri ortaya çıkarsa da;  arkeoloji okumuş ve elli derecenin üzerinde sıcaklıklarda, ağaç gölgesi bile olmayan yerlerde kazılarda bulunmuş birine bunlar koymaz diyerek kendimi teselli etmeye çalışacağım… 

Altı günlük tatilin üç günü işler ile ilgilenmekle geçse de diğer üç gün yine güzeldi. İnsanın normal de yaşadığı yerin dışında ailesi ile birlikte birkaç gün bile zaman geçirmesi psikolojik olarak iyi geliyor.  İşte buna bir tutam gezme,  bir tutamda deniz, bira, rakı filen de ekledin mi tadından yenmiyor. Denizin biraz daha bünyemizde etki etmesini isterdik amma velakin çevremizdeki güzel insanları dinlemeden, ikarus sendromunun kurbanı olduk. Sayın okuyucu;  hayatın sağladığı çok enteresan bir düzen bulunuyor. Öyle ki bu düzen içerisinde üşenmekten, tembellikten dolayı öğlen sürmediğin güneş kremi, gecenin bir yarısı üşenmeden sürdüğün bepanthene olarak sana geri dönebiliyor.  Hayat tabi ki tecrübelerden ibaret… Yalnız çevrenizdekileri de arada dinlemeniz ve onlarında tecrübelerinden faydalanmanız gerekiyor (İkarus kim lan diyenler için bkz. efendim)...

Ben yandım siz yanmayın… Şimdilik kendinize iyi bakın…
Selamlar…